Türkiye nin Sanayi ve Ticareti geliştirme Rehberi & Business Trade guide

 

Anasayfa linkler Sektörler Satış Teklifleri Alış Teklifleri Ürünler Firmalar İlgilendiklerim İstatistikler Benim İstatistiklerim
baslı
 Hoşgeldiniz. Kayıtlı kullanıcılar için Giriş Misafirler için online Kayıt

 

sektorler.php

Beni Hatırla

Son Eklenenler
TETA KESTAK KESİCİ TAKIMLAR MAK.SAN.TİC.VE PAZARLAMA
Nural Mekanik Tesisat ve Teknoloji Ürünleri
AquaChem Su Teknolojılerı San
KARABULUT PLASTİK SAN.TİC.LTD.ŞTİ
ÖZ-ER PLASTİK SAN. TİC. LTD .ŞTİ.
ARRAY ARPRES
CEYLAN TREYLER İMALAT SANAYİ TİC. LTD. ŞTİ.
LASSA BAYİİ ÖZKAN OTOMOTİV
Koru Fırça ve Ağaç İşleri
TIP MEDİCAL TIBBİ CİHAZLAR SAN. VE TİC.LTD.ŞTİ.
En Popüler 5 Kategori
Makine Sanayi
Plastik Sanayi
Tekstil ve Moda
Metal-Demir-Çelik Ürünleri
G?da ve ?çecek
 
aRehber Yeni

Ekonomi Yazarları

Hürriyet Gazetesi :

Vahap Munyar:

Büyük adım atanın pantolonu yırtılır

ŞİŞECAM’ın Rusya Federasyonu’ndaki üçüncü yatırımının temel atma töreninin hemen ardından inşaat alanına kurulan çadırda yemekteyiz...

Şişecam’ın bu kez seçtiği yatırım yeri, Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetlerden Başkortostan’ın (bizde Başkırdistan diye biliniyor, ancak kendileri Başkortostan denilmesini istiyor) başkenti Ufa...

65 milyon dolarlık yatırım şerefine ilk kadehi Başkortostan Cumhurbaşkanı Rahimov Murtaza Gubayduloviç kaldırıyor: ‘Birşeyler söylemeden içmek sarhoşluğa girer. Parası olan herkesi buraya yatırıma bekliyoruz. Yatırıma gelene her türlü desteğe hazırız...’

Başkortostan Cumhuriyeti İstanbul Temsilcisi Kanşaubiy Miziev, bizi takdim edince, Gubayduloviç ülkesindeki gazetecilerden yakınıyor: ‘Siz de bizdeki gazeteciler gibi hep çirkinlikleri mi yazıyorsunuz... Bizdekiler bazı haberleri yazıp, sonra da telefonla parasal destek isterler.’

Şişecam yönetimi, bir yandan 65 milyon dolarlık cam ambalaj yatırımının ilk ayağında çarkları bu yılın ekim ayında döndürmeyi planlarken, diğer taraftan da Başkortostan’da yeni yatırımlar hedefliyor. Hedeflerinde de ülkedeki bir düzcam tesisi ile soda fabrikası var.

Ruscam’da yüzde 40 payı olan Azeri kökenli Eldar Mirzayev, Şişecam Genel Müdürü Doğan Arıkan’ı uyarıyor: ‘Bir de siz kadeh kaldırıp, yeni yatırım taleplerimizi hatırlatsanız...’

Arıkan
, kadehini kaldırıp, dileğini sıralıyor: ‘Biz ülkenizde daha büyük adımlar atmak istiyoruz. Önümüzü açın, daha büyük adımlar atalım.’

Cumhurbaşkanı Gubayduloviç gülümsüyor: ‘Adımları yavaş atmak lazım. Büyük adımlar pantolon yırtar...’

Arıkan
, ısrar ediyor: ‘Yatırım için panlotonlarım feda olsun...’

Ardından kadeh kaldırma sırası Başkortostan Başbakanı Baydavletov Rafael İbrahimoviç’e geliyor: ‘Biz aslında Şişecam’ın bu yatırımına fazla güven duymamıştık. Tereddütlerimiz vardı. Ancak, Sayın Cumhurbaşkanımıza konuyu anlatınca, ‘hemen başlayın’ talimatı verdi.’

İbrahimoviç
, Şişecam yatırımının her adımını yakından izlediklerini ve izlemeye devam edeceklerini de şu mesajla açık ediyor: ‘Biz geçen gün Sayın Cumhurbaşkanımızla kimseye haber vermeden inşaat alanına denetime geldik. Baktık, çalışmalar çok ciddi şekilde sürüyor. Memnun olduk.’

Başbakan İbrahimoviç, bir yandan memnuniyetini dile getirirken, diğer taraftan da Türk-Rus İş Konseyi Başkanı Turgut Gür ile Rus-Türk İşadamları Birliği Başkanı Ali İhsan Akıskalıoğlu’na Başkortostan’daki yeni projeleri için ‘vize’ işareti veriyor.

Türkler’in Başkortostan’a verdiği önemi, Moskova Büyükelçimiz Kurtuluş Taşkent, şöyle ortaya koyuyor: ‘Burada Efes ile Şişecam’ın yatırımı var. Efes yatırımını büyüttü. Şişecam’ın tesisi tamamlanınca Türk şirketlerinin buradaki yatırım büyüklüğü Rusya’ya yapılanın yüzde 7’sine denk gelecek.’

Başkortostan, Rusya’nın Ural bölgesinin ortasında, Kazakistan ve Tataristan ile diğer Rus bölgeleri arasında stratejik bağlantı sağlıyor...

Efes ve Şişecam, bölgede epey büyüyeceğe benziyor...

Onlar büyüsün, yeni Türk yatırımları da gitsin...

Yırtılan pantolon olsun...

O benim biricik oğlum elbette arkasındayım

1998
yılı başlarında Şevket Demirel’in oğlu Yahya Murat Demirel, banka sahibi olma sevdasıyla o dönemki Egebank’ın patronu Hüseyin Bayraktar’ın kapısını çaldı...

Pazarlıkları Egebank’ın o zamanki Genel Müdürü ve yüzde 10 ortağı Sami Erdem ile avukat Aydoğan Semizer yürüttü...

İş anlaşma noktasına yaklaşınca, Sami Erdem, Şevket Demirel’i aradı:

‘Şevket Bey, oğlunuz Murat Demirel, Egebank’ı almak istiyor. Oğlunuzun bu girişiminden bilginiz var mı, destekliyor musunuz?’

Şevket Demirel,
teredddütsüz yanıtladı:

‘O benim biricik oğlum, elbette arkasındayım...’

Sami Erdem,
bu yanıtı alınca Aydoğan Semizer’le birlikte helikoptere atladığı gibi Isparta’ya gitti. Şevket Demirel’in Egebank konusundaki tavrını bir kez de yüzyüze konuştular.

Erdem-Semizer ikilisi işin içinde Şevket Demirel’in de olduğuna emin olup, İstanbul’a döndü, durumu Hüseyin Bayraktar’a aktardı.

Bayraktar, kendisine aktarılan bilgiyle yetinmedi, Şevket Demirel’e telefon etti: ‘Ağam oğlunun Egebank’ı alma işine ne diyorsun? Bu işin arkasında sen var mısın, yok musun?’

Şevket Demirel
, Erdem’e verdiği yanıtı tekrarladı:

‘Murat benim biricik oğlum, onun arkasındayım.’

Yahya Murat Demirel
’in Egebank’ı aldığı günlerde yaşanan diyaloglar böyleydi. Şimdi Bayraktar Grubu’nun koridorlarında şu yorumlar yapılıyor: ‘Şevket Demirel, Egebank işinin öyle kıyısında, köşesinde değil, dibinde.’

 

 

Ercan Kumcu:

Çin ekonomisi

ÇİN ekonomisindeki gelişmeler tüm ülkeleri korkutuyor. Herkes, hem Çin’den gelen ucuz malları tüketmekten memnun hem de Çin ile rekabet edememekten kaynaklanan üretimlerini Çin’e kaptırma riskiyle kaygılı.

Aslında Çin’i dünya ekonomileri için korkutucu boyutlara getiren de yine Çin’e giden yabancı sermayedir. Yabancı sermaye, Çin’de üretilen enerjiyi, Çin’in topraklarını ve Çin’in işçilerini kullanarak üretim yapmakta ve üretilenleri ihraç etmektedir.

Geçen yıl Çin’in milli geliri 1.7 trilyon dolar oldu. Yani, kişi başına gelirleri bin doların biraz üzerinde. Yalnızca geçen yıl Çin’e giden doğrudan yabancı yatırım miktarı 53 milyar dolardı. Bu yıl aynı rakamın 60 milyar dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyor. Yani, her beş yılda bir, bizim milli gelirimiz kadar yabancı sermaye Çin ekonomisine akıyor.

NET BORÇ VERİCİ

Çin ekonomisi dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri durumunda. Devletin uzun dönemli hedefi ekonominin yüzde 8’in üzerinde büyümesi olduğu halde, Çin ekonomisi son üç yıldır yıllık yüzde 9.5 büyümektedir
.Yıllık sermaye birikimindeki artış ise yıllık yüzde 20’ye yaklaşmaktadır. Yani, yaklaşık her beş yılda Çin toplam üretim kapasitesini ikiye katlamaktadır.

Çin’in ihracatı da son beş yıldır hacim olarak yıllık yüzde 20’nin üzerinde artmaktadır. Geçen yılki ihracatları 600 milyar dolara yaklaşmıştı. Bu yılki ihracatlarının 750 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor. Aynı hızda olmasa dahi,, Çin’in ithalatı da artmaktadır. Geçen yılki dış ticaret fazlası 59 milyar dolarken, bu yıl 100 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası vermeleri bekleniyor.

Çin ekonomisi bunca yabancı sermaye çektiği halde, küçümsenmeyecek dış ticaret fazlası verdiği halde dış borçlanma da yapmaktadır. Geçen yıl sonunda Çin ekonomisinin dış borçları 233 milyar doları buldu. Bu yıl dış borçların 250 milyar doları bulacağı tahmin edilmekte. Ama, Çin ekonomisi net dış borçlanan değil, net dış borç veren bir konumdadır. Altın rezervleri hariç Çin’in resmi döviz rezervleri geçen yıl sonu itibariyle 600 milyar doları geçti. Bu yıl sonunda aynı bazda döviz rezervlerinin 820 milyar doların üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.

MALİ DİSİPLİN

Çin’de çok ciddi sayılabilecek mali (fiskal) bir disiplin hüküm sürmektedir. Komünist
ülke deyip geçmeyelim. Çin’de devlet harcamalarının milli gelire oranı yüzde 20 civarındadır. Bizde bu rakam yüzde 30’un üzerindedir. Bütçe açıkları da milli gelirlerinin yüzde 3’ünden azdır.

Çin, ihracatının yüzde 35’ini Amerika ve Japonya’ya yapmaktadır. Buna karşılık, ithalatının 25’ini bu ülkelerden yapmaktadır.

Ortalama enflasyon yüzde 1 civarındayken, Çin’de ücret artışları (emek birim maliyetindeki artış) yok denecek kadar azdır. Yüksek büyümeyle ücretler Çin’de artmak zorundadır. Ama, uzun süre dünyanın diğer ülkeleri Çin’in rekabetinden çok çekeceklerdir.

Devam edeceğim.

 

 

Milliyet Gazetesi

Meral Tamer:

Kadın istihdamında nal toplamak

AB'de ekonomiler durgun ve nüfus artış hızı eksi olsa da, kadın istihdamında istikrarlı bir artış var. Türkiye ise sanki farklı bir gezegende...


Sürpriz değil tabii. Ama insan yine de ülkeleri ve rakamları altalta dizilmiş görünce üzülmeden edemiyor. Ve bu büyük uçurumun kapanmasının mümkün olmadığı endişesiyle umutsuzluğa kapılıyor.
OECD'nin geçen hafta yayınlanan İstihdam Raporu'ndan söz ediyorum. Kadınların istihdamı açısından Türkiye, diğer tüm OECD ülkelerinden öylesine farklı bir seyir izliyor ki... Tabloya defalarca hayretler içinde kalarak baktım ve sonuçta Türk kadınının içler acısı durumunun ilk bakışta hemen kavranabilmesi için, OECD ülkelerini şu 3 kategoriye ayırdım:
1) Kadın istihdamının kadın nüfusuna göre azaldığı ülkeler
2) Kadın istihdamının son 15 yılda yerinde saydığı ülkeler
3) Kadın istihdamının kadın nüfusuna göre arttığı ülkeler
4) Aslında bir de Yeni Zelanda, İzlanda, Lüksemburg, İsviçre gibi son 15 yılda kadın istihdamında ciddi artışlar olduğu halde, 3. kategori daha fazla kalabalıklaşmasın diye tabloya koymadığım ülkeler var.
OECD üyesi 30 ülkeden 19'unda kadın istihdamının kadın nüfusa oranı artıyor, 5'inde de aşağı yukarı aynı. Çalışan kadınların toplam kadın nüfusu içindeki payının azaldığı ülke sayısı sadece 6. Bunlardan 2'si Finlandiya ve İsveç gibi toplam nüfusun gerilediği, kalkınmış ve yaşlanmış İskandinav ülkeleri. Yine de "gerileme" dediğimiz % 81'den % 72'ye ya da % 71'den % 65'e düşüyor. Yani zaten her 5 kadından 4'ü çalışırken, bu oran 3,5'a düşmüş. Bizimki gibi her 3 kadından 1'i çalışırken 4 kadından 1'e gerilemiş değil! Tablodaki diğer 3 ülke ise malum eski sosyalist blok ülkeleri, ama oradaki gerileme de kadınların yarıdan fazlasının çalıştığı bir toplumdaki küçük oynamaları gösteriyor.
Pekiyi ya Almanya, Fransa gibi nüfusları yaşlanan ve artmayan, üstelik ekonomilerinin de yerinde saydığı kalkınmış ülkelerde, kadın istihdamının çarpıcı biçimde artmasına ne demeli? Türkiye'yi yönetenler bu tablodan nasıl bir ders çıkartmalı?
Biliyorsunuz Avrupa Birliği'nin, kadın istihdam oranını 2010 yılına kadar % 60'a yükseltmek gibi bir hedefi var. Nitekim tablodan da görebileceğiniz gibi Avrupa ülkelerinde toplumlar yaşlansa, ekonomiler yavaşlasa da bu hedef doğrultusunda emin adımlarla ilerleniyor. İtalya bile son 15 yılda % 36'dan % 45'e yükselmiş. Türkiye'de ise 15 yıl içinde % 33'ten % 24'e gerilemiş. İş olanakları o kadar kısıtlı ki, çalışmak isteyen çoğu kadınlarımız bu talebinden vazgeçip, mecburen ev kadınlığını kabulleniyor. Bir de ev işlerinde, tekstilde kayıt dışı çalıştıkları için istatistiklere giremeyen kadınlarımız var tabii Ama sonuç değişmiyor.
Türkiye ne zengin, ne nüfusu yaşlı, ne de ekonomisi durgun, ama kadınlarımızı hayatın içine katmak şöyle dursun, çalışanların bile evlerine çekilmek zorunda kaldıkları bir ülke. "Baba Beni Okula Gönder" kampanyamız, bu tablo içinde Türkiye'nin tartışmasız en büyük sosyal projesi olarak karşımızda duruyor.

 

Güngör Uras:

Yabancı sermaye açığı kapatıyor


Döviz açığı oldukça yabancı sermayeye muhtacız. Çünkü döviz açığı yabancı sermaye ile kapatılabilir. Yabancı sermaye ile ülkeye döviz girişi 3 farklı şekilde olur.
(1) Yabancı sermaye ülkeye kredi olarak gelir. Ülke borçlanır. Kısa veya uzun vadeli kredi kullanır. Kredi verenler ülkenin "güzel gözü için", ülkeye yardım için kredi vermez. Kredinin karşılığında ülke faiz öder. Kredi eğer üretimi artırmak için, yatırım yapmak için kullanılmış ise ve de vadesi uzun ise, ülkeye yarar getirir. Zararı olmaz. Ama eğer kredi, tüketimde kullanılıyor ise, faiz ödemeden kullanılıyor ise ve de kısa vadeli ise, "günü kurtarmaya yardımcı olur". Kısa sürede "yangını söndürür" ama uzun sürede ülkeye zarar verir.
(2) Yabancı sermaye ülkeye portföy yatırımı olarak gelir. Portföy yatırımı da 3 gruba ayrılabilir: (a) Yabancı sermaye, borsadan hisse senedi toplamak için gelir. Burada amaç bir şirkete ortak olmak değil, borsa alım-satımı ile döviz kuru hareketlerinden kazanç sağlamaktır. Bu amaçla gelen yabancı sermaye, borsada kazanç imkânı azalınca, ekonominin durumu bozulunca, hisse senetlerini yok pahasına satar, gider.

'Yabancı, fabrika yapsın'
(b) Yabancı sermaye, devletin, özel sektörün çıkardığı tahvilleri, bonoları satın almak için gelir. Burada yabancı sermayeye ülkeye çeken tahvil ve bononun faizinin yüksek olmasıdır. Bu amaçla gelen yabancı sermayenin satın aldığı tahvil ve bonoların vadesi uzun ise, ve de bu tahvil ve bononun satışı ile ülkeye giren döviz yatırımda ve üretimde kullanılıyor ise bu tür yabancı sermaye de yararlıdır. Tahvil ve bononun vadesi kısa ise, faizleri yüksek ise, ekonomide tehlike ihtimali ortaya çıkınca, yabancı sermaye elindeki tahvil ve bonoyu yok pahasına satarak kaçıp gitmek ister. Bu ise ülkeye zarar getirir.
(3) Yabancı sermaye ülkeye "sabit sermaye yatırımı" yapmak için gelir. İstenen ve beklenen yabancı sermaye yatırımı budur. Bu tür yatırım ile "fabrika dikilir". İnsanlara ek iş ve aş imkânı yaratılır. Yabancı sermaye ülkeye teknoloji, bilgi birikimini getirir. Kalite ve maliyet avantajı yaratır. İhracatı artırır. Sabit sermaye yatırımı yapan yabancı sermaye "parmağını taşın altına koymuştur". Ekonomi bozulunca fabrikayı kapatarak, satıp savarak çıkamaz. Bu ülkede uzun süre bizimle yaşamak zorundadır. Bize yabancı sermaye (maalesef) kredi olarak, portföy yatırımı olarak geliyor. Bu tür yabancı sermaye girişine biz "sıcak para" girişi diyoruz. Çünkü bu tür sermaye fıkır fıkır kaynıyor. Ne zaman çıkıp gideceği belli değil. Hızla çıkıp gittiğinde ekonomide krize yol açıyor.

10 yılda 13.9 milyar dolar
1995-2004 yılları arasında biz toplam 38.1 milyar dolar döviz açığı verdik. Bu on yıllık dönemde ülkeye "doğrudan yabancı sermaye yatırımı" olarak (bunun tamamını sabit sermaye yatırımı için gelen yabancı sermaye kabul ediyoruz) 13.9 milyar dolar yabancı sermaye girdi. Demek ki son on yılda döviz açığımızın yüzde 35'ini doğrudan yabancı sermaye girişi ile kapattık.Tekrarda yarar var. Yabancı sermaye girişi döviz açığının kapatılmasına katkıda bulunur ama... Biz yabancı sermayeden onun ötesinde, yatırım, üretim ve istihdama katkı bekliyoruz. Acaba ülkemize yatırım ve üretim için gelen yabancı sermayenin bizim ekonomimizdeki ağırlığı nedir?
Merkez Bankası iktisatçılarından Ercan Türkan'ın bu yılbaşı yayımlanan bir araştırmasında bu konuda bilgi var. Ercan Türkan, İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl yapılan 500 büyük sanayi kuruluşu çalışmasındaki bilgileri kullanarak, bu 500 büyük sanayi kuruluşunda hâkim ortakları yabancılar olanların ne durumda olduğunu araştırdı.
Yabancı sermayeli şirketlerin (azınlık-çoğunluk payı dikkate alınmadan) 500 büyük (kamu ve özel) sanayi şirketi arasında "ekonomik aktivite" ölçüsü ile payları 1990 yılında yüzde 8.2 iken, 2003 yılında yüzde 20.1'e çıkmış. Yabancı sermayenin "hâkim ortak" durumunda olduğu şirketlerin 2003 yılında 500 büyük sanayi kuruluşu arasında satışlarda payları yüzde 23.8, kârlılıkta payları yüzde 22.6 oranında. 500 büyük sanayi kuruluşunda istihdamın yüzde 14.3'ünü yabancı sermayenin hâkim ortak olduğu şirketler sağlıyor. Net satışlarda payları yüzde 23.8 olan yabancı sermayeli şirketlerin toplam kârdaki payları yüzde 22.6 oranında. Demek ki satışlarla dengeli bir kârlılıkları var. Tabii olarak da bu kârlarını yurtdışına transfer ediyorlar. Yabancı sermaye ülkeye hayır yapmak için değil, kâr yapmak için gelir. Sabit sermaye yatırımı yapan, üretim yapan, işçi çalıştıran yabancı sermaye, yatırım ve üretim karşılığı vergisini öder. Kârını istediği şekilde kullanır. İster ise ülke dışına çıkarır. Yabancı sermaye yatırımlarında tartışılan "sıcak para" şeklinde giriş yapan, vadesiz ve kısa vadeli, kredi ve portföy yatırımlarının, yüksek faiz ve çarpık kur nedeniyle ülkeden çıkardıkları yüksek reel geliridir.

 

 

Akşam Gazetesi:

Deniz Gökçe :

Garanti Bankası'nın Anadolu Sohbetleri çerçevesinde Van kentinde organize edilen bir toplantıda konuşmak üzere birkaç gündür Doğu'daydım!

Van bir zamanlar dünyanın en gelişmiş medeniyetlerinden biri olan Urartu'ların Milat'tan 1200 yıl kadar önce kurdukları 'has' Doğu Anadolu kültürünün beşiği olan kent. Bu kent havzasında yerleşmiş olan Urartu'lar özelikle mimarlık ve maden işçiliğinde eşsiz eserler yaratmışlar. Yalçın kayalıklar üzerinde görkemli kaleler, büyük saraylar, anıtsal tapınaklar, planlı yerleşim ve erişilen büyük bir uygarlık düzeyi, kısmen harabe ortamında, bakımsız, kimsesiz de olsa, açık seçik görülmekte.

Ama insan Van'da keyiflenmiyor, bu kültürü yudumlarken bile kafalara başka sorular takılıyor! Neden? Birkaç manzara ile anlatayım!

* * *


Pazar günü öğlen İstanbul'a geri dönmek üzere Van hava alanındayız. Birden iki manga asker alanın pistine çıkıyor. İki adet tabut taşıyorlar. Tabutlar uçağın açık olan yük kesimine askeri törenle yükleniyor. Kim bilir kaçıncı defa, her hafta aynı tören! Alanda uçağa şehitlerden sonra binmek üzere bekleyen her din, dil ve ırktan yüzlerce insan sessiz, hiçbir şey demeden donuk gözlerle töreni seyrediyorlar. Hepsi cenazeler yüklendikten sonra başlarını sallayarak, cam kenarından ayrılıyorlar. Kimse bir şey söyleyemiyor. Ama gerçeği her kişi, biliyor. Bunlar hep insanın, insana boş yere ettiği şeyler! Ne için? Bilmem!

* * *


Garanti Bankası Van'da şube açmış ve hizmeti taşımış. Garanti Bankası sponsorluğunda, Van'da, Sibel Asna ve AB iletişimin her zaman yaptığı gibi mükemmel bir konferans düzenlenmiş. Ülke ve Doğu Anadolu'nun ekonomik sorunları ve AB çerçevesinde yapılabilecekler ve olası gelişmeler konuşuluyor. Konuşmalarda insan Van'daki üniversitenin katılımını görmek istiyor, ama üniversite ortada pek yok! Belki akşam yemeğine davet edildiğimiz üniversitede tanışırız diye ümitle yemeği yiyeceğimiz Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ne koşuyoruz. İstanbul'dan gelen 50 kadar gazeteci ve 30 kadar da profesyonel kimse Van'da konuk. Van Üniversitesi'nde mükemmel bir tesiste, mükemmel bir yemekte ağırlanıyoruz. Her yıl en az otuz üniversitede televizyon programı yapan ben ilk defa bir Anadolu kentinde bu boyutta bir toplantıda ve bu kadar güzel olanakları olan bir üniversitede, bir tek öğretim üyesi ve de bir tek öğrenci görmeden, el sıkmadan, iki satır konuşmadan, salt yemek yiyip üniversiteden ayrılıyorum! Acaba üniversite kente küs mü? Sorun ne, din mi, dil mi, ırk mı? Üniversite kente küs olabilir mi?

* * *


Van Kalesi'nin tepesinde bize hem İngilizce, hem Fransızca, hem de Japonca dillerinde rehberlik yapabildiğini sergileyen, kara kuru, ama parlak gözlü 12 yaşındaki delikanlı, Hoşap Kalesi'nin burçları arasında bize Birinci Vizontele'de başında yanık türküleri söyleyenin kendisi olduğunu söyleyen ve bir türkü de bizim için attıran, sekizinci sınıfı bitirdiğini ama lise olmadığı için lise açılmasını beklediğini söyleyen cin gibi 13 yaşındaki Sıddık da, bizi taksi ile Rus pazarına götüren, biz binince Kürtçe kasetleri ortadan kaldıran, güleç taksi şoförü de konuştukça anlıyoruz ki, hep kötümserler. 'Sıkıntı' diye bir şeyden bahsediyorlar, hep!'

Türkiye genelde kötümserlerin çoğunlukta olduğu bir ülke, ama Van insanı gerçekten çok aşırı kötümser ve kötümserlikleri insanın ciğerini deliyor. Neden, gerekli mi bu kötümserlik?

 

Yaşar Erdinç :

 

Yabancılar reel yatırım için gelir mi?

Vadeli İşlemler Borsası ile ilgili olarak dün yazdığım yazı üzerine Takasbank Genel Müdürü Sayın Emin Çatana beni aradı. Dün gündeme getirdiğimiz konular hakkında teknik ayrıntıları aktararak bilgilenmemi sağladı. Bahsedilen sorunlarla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Özellikle 'give up process' olarak adlandırılan ve yabancıların takas saklamalarına ilişkin uygulamanın aslında yabancılar tarafından da anlaşılamadığını ve road-show'larda yabancılardan bu konuda sorular geldiğini ama kendilerinin takası bireysel hesap bazında sakladıklarını belirttiklirinde çok olumlu tepkiler aldıklarını söyledi. Takas'ta T+1'e geçişle piyasaların açılışı sorunun da hallolacağını ve bu konuda çalışmalar yaptıklarını bildirdi. T+1'e ile birlikte kaldıraç oranlarının gerileyebileceğini ama her ülke için risk yapısının farklı olması nedeniyle teminat oranlarının farklı olabileceğini belirtti. Duyarlılığı ve konuya ilgisi için teşekkür ediyorum. Piyasa profesyonellerinin de kendisiyle rahatlıkla iletişimde bulunarak bu sorunları paylaşabileceklerini düşünüyorum. Ayrıca VOB da bu tür bir iletişime açık. Edindiğim izlenim o ki, piyasanın çok daha iyiye gitmesi için samimi çaba sarfediliyor.

Piyasalar ve bomba haber

Dün piyasalar çok olumluydu. Faiz ve döviz hızla gerilerken Eurobond'lara beklediğimden çok daha yüksek bir alış geldi ve iki gün önce 142.900 dolar olan 2030 vadeli Eurobond'un fiyatı 144.375 dolar seviyesine kadar çıktı. Bu arada sabah saatlerinde 27.150 direncini kıran borsa endeksi 27.400 seviyesinin üzerini gördükten sonra teknik bir düzeltme yapmaya başladı. Yabancıların Türk yatırım araçlarına girdikleri hem dövizin hem de faizin hareketinden belli oluyordu.

Borsa'da ikinci seans başladığında bir tedirginlik seziliyordu. Saaat 15:15 sıralarında Doğan TV'nin Deutsche Bank'a satışının karşılıklı iptal edildiği haberi piyasaya bomba gibi düştü. O sırada 27.150 civarında olan İMKB-100 Endeksi saniyeler içinde hızla geriledi ve yaklaşık 700 puanlık bir düşüş yaparak 26.500 seviyelerini gördü. Piyasada panik havası hakimdi.

İsterseniz önce durumu özetleyelim. 1 Haziran'da Doğan TV'nin yüzde 19.99 hissesi 150 milyon dolar bedelle Deutsche Bank'a satılıyor. 8 Haziran'da RTÜK bu karara karşı çıkıyor. Bunun üzerine Doğan Gazetecilik RTÜK'e itiraz ediyor ve itiraz kabul edilmiyor ve bu satış işleminin devamı halinde yasal yaptırım uygulayacağını RTÜK bildiriyor. Sonuçta karşılıklı mutabakatla Doğan TV'nin satış işlemi iptal ediliyor.

Bu ülkeye yabancı yatırımcı gelsin diye çırpınıyoruz. Dünyanın CEO'larını İstanbul'a çağırıp görüşlerini aldık, dileklerini dinledik. Sayın Başbakan dünya medya devi Murdock ile görüşme yapacak. Acaba Murdock bu satış iptalini sorarsa ne cevap verilecek? Bu adam eğer gelip Türkiye'de TV satın alır veya medya işine girmek isterse ne tür engellerle karşılaşacak? Acaba siz onun yerinde olsaydınız yatırım düşünür müydünüz? Yabancı bir yatırımcı gelip bir TV'den yüzde 20 pay almak istiyor ve ülkeye 150 milyon dolar getiriyor (borç değil, yatırım) ve karşımıza mevzuat hazretleri çıkıyor.

AB'nin bizi almayacağını biliyoruz ama AB normlarını ve hukuk sistemini bu ülkeye getirmeden yabancı yatırımcı çekemeyiz. Bu normları hayata geçirmekte acele etmeliyiz. Mevzuat düzenlemelerini hızlı yapan ülkelere yabancı reel yatırımlar yağıyor. Bir Çin kadar bile olmıyoruz. Öyle bir bürokrasi çalısı var ki bir tarafınızı kurtarıp diğer tarafınızdan yakalanıyorsunuz.

Yeni Şafak Gazetesi:

Mehmet Şeker :

Bakalım Kodak Türkçe yazacak mı?

Gayet profesyonelce hazırlanmış Kodak'ın internet sitesinden öğrendiğimize göre firmanın kurucusu Eastman'ın iş konusunda dört temel ilkesi varmış:

- Düşük maliyetle seri üretim
- Uluslararası dağıtım
- Yaygın reklâm
- Müşteriye odaklanma

Yüz yılı aşan geçmişe sahip olan şirket bugün Kanada, Meksika, Brezilya, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Avustralya ve ABD'de üretim yapıyor ve ürünleri 150'den fazla ülkede pazarlanıyor.

Dün aldığım minicik bir pile on lira ödedim.

YTL tabii.

Ambalajın arka yüzünde yer alan açıklamalara bakmak istediğimde, Türkçe tek satır, tek kelime yoktu.

Japonya'da üretildiği yazılı; üzerinde 14 dilde açıklama var.

İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Rusça, İtalyanca, Yunanca, Arapça, Fince, Mince... Toplam 14 dil, fakat Türkçe bulunmuyor.

İki satırlık açıklamayı esirgemişler.

Oysa Kodak, Türkiye'de epeyce geniş bir pazara sahip.

Firmanın Türkiye mümessilliğine bu noksanlığın giderilmesini talep eden kısa bir yazı gönderdim.

Hemen cevap verdiler.

"Görüş ve önerileriniz için teşekkür ediyor, mailinizin yetkili mercilere iletildiğini belirtmek istiyoruz."

Ne kadar güzel.

İletişmenin faydalarını saymakla bitiremeyiz.

Demek firmanın temel ilkeleri arasında sayılan "müşteriye odaklanma" maddesi, karşılığı olan bir kavram.

Bir de ürünler üzerine Türkçe açıklama koyarlarsa, işte o zaman çok teşekkür edeceğim.

SEYİSLİK

Lise mezunlarının üniversite kapısı önünde yığılmasından şikâyet edilir.

Herkes üniversite bitirmek zorunda değil ama herkesin bir meslek sahibi olması şart.

Ne yazık ki fakültelerimizin çoğu meslek edindirme yerine diploma edindirmeye yarıyor. Dört yıl okuduktan sonra elde diplomayla boşta kalanlar o kadar çok ki, hepsi birleşip tek partiye yüklense, o parti iktidara yürür.

Son günlerde iki yıllık bir okulun tanıtımı basında sıkça yer aldı. At bakıcılığı öğretiliyor ve mezunları 3-5 milyarlık maaşla iş bulabiliyorlar.

Özellikle atları sevenler için bulunmaz bir fırsat.

Kaşağılamak, yemlemek, nallamak dahil atın her türlü bakımı çok keyiflidir.

Tabii bu tanıtımlar etkisini gösterecek ve önümüzdeki yıl o okula girmek isteyenler çoğalacağından, puanı yükselecek demektir.

AYNALAR

Biz gördüğümüz her nesneyi farkında olsak da olmasak da bir değerlendirmeye tabi tutarız. İyi-kötü, kaliteli-kalitesiz, küçük-büyük, faydalı-zararlı vs. Aynaları bile güzel gösteren-güzel göstermeyen diye ikiye ayırmaktan geri durmayız. Bazen kırarak bin parçaya ayırdığımız olur ya o ayrı bahis. Üretiminden kaynaklanan bir kalite farkı vardır elbet aynaların. Ama kimi zaman da aynalar çaresiz kalır. Mevcut malzeme neyse, onu yansıtırlar.

Aynalar da karşılarına geçenleri kaliteli-kalitesiz, güzel-çirkin diye tasnif ediyor mudur acaba?

Cahit Sıtkı'nın "yolun yarısı" dediği yere yavaşça tek başına yaklaşan bir tanıdığımın aynayla ilgili bir sözü epey ilginç geldi. "İnsan aynadaki görüntüsünü yanağından öpebilse, ne hoş olurdu."

KORSAN BİLEZİKÇİLER

Kanserle mücadeleye destek için, bir bilezik tasarlamışlar.

Yanlış hatırlamıyorsam, kanseri yenen bir Fransız bisikletçinin düşüncesi. Dünyanın her yerinde düşük fiyatla satarak yardım toplamaya çalışıyorlar.

Derken bizden birkaç uyanık çıkmış, o bileziğin de sahtesini yapmış ve piyasaya sürmüşler.

İstiklal Caddesi, Kadıköy gibi kalabalık yerlerde satıyorlar.

"Pes" diyeceğim, çok kısa kalacak.

Bir-iki milyona göz diken üç kâğıtçılara pes yetmez.

Ne desek?

ARADA

Biri diyor, "bilim dindir".
Ötekine göreyse "din bilimdir".
Olan, aralarını bulmaya çalışana oluyor.

KAİDE

Örgütün adı El-Kaide.
Fakat ne kural tanıyor, ne kaide.

İl İl İlanlar
.
Adana
Adiyaman
Afyon
Agri
Aksaray
Amasya
Ankara
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydin
Balikesir
Bartin
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingol
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Canakkale
Cankiri
Corum
Denizli
Diyarbakir
Duzce
Edirne
Elazig
Erzincan
Erzurum
Eskisehir
Gaziantep
Giresun
Gumushane
Hakkari
Hatay
Icel
Igdir
Isparta
Istanbul
Izmir
Kahramanmaras
Karabuk
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kilis
Kirikkale
Kirklareli
Kirsehir
Kocaeli
Konya
Kutahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mugla
Mus
Nevsehir
Nigde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Sanliurfa
Siirt
Sinop
Sirnak
Sivas
Tekirdag
Tokat
Trabzon
Tunceli
Usak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak

Ana Sayfa | Satış TeklifleriAlış TeklifleriÜrünler  | Firmalar  |  Üye Girişi  | İlgilendiklerim | Bize Yazın
Satış Teklifi Gönder
| Alış Teklifi Gönder | Ürün Gönder | Mesajlarım | Aramalarım | Sık Kullanılanlar | Bilgilerimi

TASARIM GELİŞTİRME WEBAJANS TÜM HAKLARI SAKLIDIR Arehber.com 2005 • Kullanım Koşulları GizlilikYasal Sorumluluklar